Makale 1: DEĞİŞİM
Eskilere kim, ne hakkında soru sorsa şu yanıtı alır: “bizim zamanımızda böyle miydi?”. Bizim zamanımızda okullar böyle miydi? Öğrenciler böyle miydi? Ders kitapları böyle anlaşılmaz mıydı? Gençler bu kadar büyüklerinin yanında rahat mıydı? Onlarla bu kadar rahat diyalog kurabilirler miydi? Bir konuda farklı fikirleri olduklarında fütursuzca dile getirebilirler miydi? Cevabı çok basit: elbette değildi. Eskiden okullarda öğretmen anlatır, öğrenci dinlerdi. Büyükler ne derse, küçükler onu yapar, söylerdi ancak nedenini sormazlardı. Ders kitaplarda sayfalar dolusu formüller ve sorular vardı. Öğrenci öğrendiği bilginin günlük hayatta ne gibi işine yarayacağını ya da günlük hayattaki uygulamasını sorgulamazdı.
Zaman değişti, değişiyor da. Fen ve teknoloji de gelişiyor. 1899’da ABD patent dairesi başkanı Charles H. Duell icat edilebilecek her şeyin icat edildiğini söylemiştir . Oysa ne kadar yanılmıştır! Bilgisayar ve internet çağını, insanların merak içinde kuarklardan da küçük parçacıkları arama çalışmalarını görememesi üzücü oldu. Artık bilgisayarsız iş yeri, bilgisayara aktarılmayan veri yok denilebilir. Üstelik bu teknoloji durağan değil, gittikçe gelişmektedir. O halde neden insanlar da değişmesin? Neden eğitim sistemi ya da bunu uygulayan öğretmenler ya da ders kitapları değişmesin. Yeni bir nesil gelişen bu teknolojiyle birlikte büyüyor. O halde değişim de kaçınılmaz oluyor.
Günümüz eğitim sisteminde öğrencinin bilimsel bilgiyi kazanmasından çok, o bilginin nasıl öğretilebileceği ve bunun yolları tartışılmaktadır. Akademik başarının yanında daima eğitim kalitesinin arttırılması ve elde edilen bilgileri öğrencinin ihtiyaç duyarak kullanma isteğinin uyandırılması için eğitimde çeşitli reform çalışmalarının olması kaçınılmazdır. Artık öğrenci sınıf içerisinde kendine verilen hazır bilgiyi alan pasif bireyler olarak değil; araştıran, sorgulayan ve hayatına bu bilgileri taşıyabilecek aktif bireyler olarak yetişmesi istenmektedir. Özellikle yurt dışında ortaya çıkan ve eğitim sisteminin önemli kazanımları arasında yer edinen bilim okuryazarlığı öne çıkmaktadır. Bireylerin kendi yaşam ve çevrelerinde karşılaştıkları problemleri çözebilme, bu problemlere çözüm yolları üretebilme, bilim insanları gibi bilimsel yöntemlere başvurabilme, bilimi anlayan fen okur-yazarı bireyler olmalarını hedeflemiştir (AAAS, 1990). Yurt dışında yapılan çeşitli eğitim reformları ülkemize de öğretim yöntemi ve müfredat çalışmalarına yansımıştır. Artık ortaöğretim eğitimlerine başlayan gençlerimiz fizik dersinde ilk ünite olarak “Fiziğin Doğası”nda bilimsel çalışma basamakları, bilim insanı, bilimsel teori ve yasa hakkında bilgilendirilmektedirler. Böylece geleceğin mimarları, doktorları ya da bilim insanları öncelikle bilimle tanıştırılmaktadırlar. Bilimin birikerek ilerlemediğini, bilimin de paradigmalarla karşılaştığını, bilim insanlarının da sosyal ve kültürel değerlerden etkilendiğini, hata yapabileceğini ya da bilimsel bilginin subjektif doğasını öğrenen öğrenciler, kendilerinin bir bilimsel atılımın başrol oyuncusu olabileceklerini düşünmeye başlamıştır.
Eğer artık yurt dışında ithal olan tüm yeniliklere karşı bir şeyler yapmak istiyorsak, ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz yeni neslin soru sorarak, bilgiyi hazmederek eskiden farklı olarak yetişmesini yadırgamamak gerekir. Değişimden korkmayıp, tüm çabalarının bu gençlerimiz için olduğu unutulmamalıdır.
Seher DAMLI / Fizik Öğretmeni
Makale 2: FİZİK Mİ? KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI?
Bu güne kadar fizik kelimesi ile aranız çok da iyi olmamıştır. Lisedeki fizik dersiniz ya karneye zayıf düştü ya da çok zordu, sevmediniz. Lise hayatınız bitti, şimdide duyduğunuz şeyler sizi ürkütüyor. Televizyonda dünyanın sonunu getirecek CERN’de yapılan araştırmalar, dünyayı yutacak olan karadelikler, her an patlamaya hazır olan nükleer santraller, evrenin neden 4 boyutunun açık olduğu ya da kaç boyutu olabileceği, atom bombası, hidrojen bombası ve her yönüyle kuantum mekaniği... Bunun gibi konularla fizik hayatınıza hep garip heyecanlar kattı. Fizikçilerin insan zekasının tüm olanaklarını kullanarak verdikleri yukarıdaki gibi çok önemli konulardaki mücadeleleri dışında, günlük hayatta gerçekleşen çok basit olaylara da açıklama getirmeye çalıştılar. (Mesela neden bir spagetti çubuğunun daima ikiden fazla parçaya ayrılır?) Ya da evrenin başlangıcı ve sonu, maddenin yok oluşu, zamanın yok oluşu gibi felsefe ve fiziğin birleştiği hatta metafiziğe kayan sorulara aranan yanıtlar...
Yanıtları vermek her zaman bilim insanları için kolay olmadı. Hatta bazen büyük çabalarla ortaya konulan yanıtlar, yine büyük tepkilerle reddedildi. Çağımıza en yakın olan örnek klasik fiziğin açıklayamadığı konuları başarıyla açıklayan ve fizikte yeni bir ufuk ortaya çıkartan kuantum fiziği oldu. Makrodünyadan mikrodünyaya geçildiğinde ışık hızlarına yakın hızlarda Newton mekaniği yerini Einstein’ın özel görelilik kuramına geçilmesi bilim çevreleri tarafından çok kolay kabullenilmedi. Herhangi bir anda, bir parçacığın konumu ve hızının ölçümünün mümkün olmadığını Heisenberg Belirsizlik İlkesi’nde açıkladı. Böylece ışığın hem dalga hem de parçacık özelliği taşıdığı ortaya atıldı ve tahmin edebileceğiniz gibi bunu kabullenmek zor oldu. Peki bu fikirleri ortaya atan kişilerin nasıl bir hayatları oldu? Çok zeki insanlar mıydı? Bildiklerini nasıl savundular? Einstein’ın yaptığı gibi yalnızca kağıt üzerinde teorik olarak öne sürülen kuramlar ne kadar süre sonra kabul edildi? Öncelikle bilim insanlarının da bizim gibi insanlar olduklarını söylemem gerekir. Onlar da sıradan okullara gittiler, başarısız oldukları dersleri oldu hatta bazılarının diploması bile olamadı. Çeşitli işlerde çalıştılar, evlendiler, savaşlar gördüler, sosyal ve kültürel değerlerden etkilendiler... Tek farkları ise belirli bir konuda çok meraklı olmalarıydı. Bu konuda bıkmadan soru sorarak araştırmaları ve en önemlisi yaratıcılıkları ile hayal güçlerini kullanarak o olayı açıklayan bir çıkarımda bulunmalarıdır.
Bilimsel bilgiyi oluşturan kişilerin de bizim gibi insanlar olduklarını unutmayalım. Sonuçta bir insanın yaratıcılığından ortaya çıkan bu bilgiler bir “keşif” değil, “icat”tır. Bu nedenle fizikten bu kadar da korkmayalım. Televizyonda duyduğumuz, bizi ürküten haberleri daha dikkatli dinleyelim kanalı değiştirmeden. Araştıralım, bu bilgiler hakkında sorular soralım. Bir sonraki fizik haber konusunu neden siz bulamayasınız? Bunun için biraz merak ve yaratıcılık yeteli.
Seher DAMLI/ Fizik Öğretmeni
Solvey Konferansı 1927, Fotoğraftakiler:
Soldan sağa: Arka sıra: A. Piccard, E. Henriot, P. Ehrenfest, E. Herzen, Th. De Donder, E. Schrödinger, E. Verschaffelt, W. Pauli, W. Heisenberg, R.H. Fowler, L. Brillouin, Orta sıra: P. Debye, M. Knudsen, W.L. Bragg, H.A. Kramers, P.A.M. Dirac, A.H. Compton, L. de Broglie, M. Born, N. Bohr, Ön sıra: I. Langmuir, M. Planck, M. Curie, H.A. Lorentz, A. Einstein, P. Langevin, Ch. E. Guye, C.T.R. Wilson, O.W. Richardson
Makale 3: Fizik Olimpiyatları
Temel Bilimlerde çalışmalar yapmaya özendirmek, çalışmalarını yönlendirmek ve bu alanlarda gelişmelerini desteklemek ve katkı sağlamak için Ulusal Bilim Olimpiyatları düzenlenmektedir. Her ortaöğretim kurumu, başarılı öğrencileri arasından okul yönetimince seçilecek her dalda en çok 8’er öğrenci ile 2011 yılında ikinci aşama sınavlarına katılmış olan öğrencileri için başvuru yapabilir. Bu sınavlara katılmak üzere önerilecek ortaöğretim öğrencilerinin, 2011 – 2012 öğretim yılında (2012’de) ortaöğretiminin son yılında olmamaları gerekmektedir.
TÜBİTAK – BİDEB adına 20. Ulusal Bilim Olimpiyatları Birinci Aşama Sınavları 2012 yılında MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünce yürütülecek ve başvurular http://www.meb.gov.tr adresinden öğrencinin halen öğrenim gördüğü kurum müdürlüğünce yapılacaktır.
Bireysel başvurular kabul edilmeyecektir.
Okul müdürlüklerinin sınava katılacak öğrencilerle ilgili istenilen bilgileri aşağıda verilen başvuru tarihleri arasında http://www.meb.gov.tr adresinden gerekli formları doldurarak girmeleri gerekmektedir.
Programla ilgili ilan ve açıklamalar TÜBİTAK - BİDEB adına MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü tarafından tüm okullara duyurulacak ve http://www.meb.gov.tr http://www.tubitak.gov.tr/bideb web adreslerinde ilan edilecektir.
Bir öğrenci en çok iki dalda önerilebilir. Başvuru girişi yapıldıktan sonra bir öğrencinin yerine başka birinin önerilmesi ya da daha önce 8’den az öğrenci önerilmiş olan dallarda yeni öğrenciler önerilerek sayının tamamlanması gibi değişiklik istemleri kabul edilmez.
27 Ocak – 02 Mart 2012 tarihleri arasında başvuru yapılacaktır. 02 Mart 2012 tarihinden sonra yapılacak başvurular kesinlikle kabul edilmeyecektir.
Sınavlar 14 – 15 Nisan 2012 tarihlerinde başvuru yoğunluğuna göre belirlenecek illerdeki sınav merkezlerinde yapılacaktır. Sınavların yer, tarih ve saatleri, http://www.meb.gov.tr adresinden 28 Mart 2012 tarihinden itibaren alınabilecek öğrenci sınava giriş belgelerinde yazılı olacaktır.
Sınavlar iki aşamalı olarak yapılacak, Birinci Aşaması 14 – 15 Nisan 2012 'de MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü'nce yürütülecek, İkinci Aşaması ise Aralık 2012’de TÜBİTAK – BİDEB tarafından Ankara’da yapılacaktır.
Sınavlarda;
- Çoktan seçmeli sorulardan oluşan testler uygulanır.
- Tüm öğrenciler aynı soru grubunu yanıtlar.(Sınıflara göre ayrı soru grubu yoktur)
- Fizik dalında, problemlerin çözümleri de dikkate alınarak değerlendirme yapılır.
Sınav sonucuna göre bütün dallarda, belli bir taban puanın üzerinde puan alan öğrenciler arasından, bulundukları coğrafi bölge itibariyle (7 coğrafi bölge ve K.K.T.C.) derece kazananlara başarı belgesi verilir. Bütün dallarda, Türkiye genelinde kişisel başarı sıralaması dikkate alınarak, ilgili Komitelerce İkinci Aşama Sınavları’na girmeye hak kazanan öğrenciler belirlenir. Bu öğrencilerin öğretmenlerine takdir belgesi verilir. İkinci Aşama Sınavları’na girmeye hak kazanan öğrenciler aynı zamanda 2012 yazında TÜBİTAK tarafından düzenlenecek olan Yaz Hazırlık Okuluna davet edilir. Birinci Aşama Sınavları sonunda, sınav sonuçları ve katılan tüm öğrencilerin puanları sınav tarihinden sonra 1 ay içinde TÜBİTAK web sayfasında ilan edilir.
Olimpiyat sınavı için Kaynak kitaplar:
1. Raymond A. Serway, ‘’Fen ve Mühendislik için Fizik’’, çeviri editörü Prof. Dr. Kemal Çolakoğlu, Palme Yayıncılık, Ankara, 1996
2. Robert Resnik, David Halliday, ‘’Fiziğin Temelleri’’, çeviri Prof. Dr. Cengiz Yalçın, Arkadaş Yayın evi, Ankara, 1998
3. J. Taylor; C. Zafaritas, ‘’Fizik ve Mühendisliklerde Modern Fizik’’, çeviri Bekir Karaoğlu Güven Yayınları, İstanbul 1998
4. Rafet Kamer, Prof. Dr. İbrahim Günal, Prof. Dr. Sinan Bilimken-Fizik Olimpiyatları Soruları ve Çözümleri-1990-2003-TÜBİTAK Yayınları
5. Mehmet Bayındır-Mekanik Soruları- TÜBİTAK Yayınları
6. Nuri Balta- Meraklısına Mekanik- Zambak yayınları (Şuanda kitapçılarda yok)
http://en.wikipedia.org/wiki/Charles_H._Duell
American Association for the Advancement of Science. (1990). Science for all Americans.
|